ZAAFLARIMIZLA BAŞA ÇIKMAK

Alman kimyager Ernst Fischer, “makineler daha verimli ve kusursuz hale geldikçe insanın en büyük özelliğinin kusurluluk olduğu ortaya çıkacaktır.” diyor.

Ancak bir makine ne kadar mükemmel olursa olsun, aynı hatayı defalarca ve sonsuza kadar tekrar eder. Tâ ki birilerinin gelip o arızayı düzeltmesine kadar.

Oysa insan hatalarını tekrar etmeme ve yerine doğru olanı koyabilme zihinsel donanımına sahiptir.

Bugün çok az insan kusurlarını düzeltmek için özel bir çaba sarf eder. Bu çok az insan da toplumun normal standartlarının üzerinde başarılı olur.

Zaaflarımızı biriktirme ve onlarla birlikte yaşama eğilimimiz, zaman içerisinde “zaaflarımızın yönettiği” bir insan olmamıza yol açar.

Hepimiz bir hafızamızın olduğunu zannederiz. Oysa biz hafızamıza değil, hafızamız bize sahiptir ve bu hafıza genel olarak zaaflarla ve olumsuz deneyimlerle doludur. Bugün sevdiğimizi, yarın unuturuz. Ama bugün nefret ettiğimizi sonsuza kadar unutmayız. İşte bu zaaflarımızın bizi yönettiğinin kanıtıdır.

Bizi hafızamızın üzerindeki kaymak tabakası yönetir. Hangi düşünce, hangi duygu hafızamızın yüzeyinde ise, tepkilerimizi davranışlarımızı ve beklentilerimizi o belirler.

Her gün bir defa aklımıza getirdiğimiz bir düşünce hafızamızın yüzeyindeki düşüncedir ve biz o aklımıza sürekli olarak getirdiğimiz düşüncelerimizin kontrolüne gireriz.

Olumsuz ve kurtulmak istediğimiz düşünceleri hafızanın yüzeyinden uzaklaştırmanın tek yolu daima olumlu düşünerek, o olumsuz düşüncelerin hafızamızın fark edilemeyen alt bölgelere gönderilmesini sağlamaktır.

Olumsuzu konuşurken ya da olumsuzu düşünürken fark edilmeden olumluyu konuşmaktır aslında zaaflarımızdan kurtulmanın en geçerli yöntemi.

Kendisini ve düşmanını tanıyan savaş kaybetmez diyor Sun Tuzu. Aslında kendisini ve düşmanını yönetmeyi bilen savaş kaybetmez. Kendimiz akıldan ibret bir canlıyız. Bu aklımızın düşmanı ise zaaflarımızdır.

Derler ki “kendini yatıştırma bir sanattır.” Bu sanatın barbarı ise zaaflarımızdır. Zaaf özenle yaptığımız ve günlerce titizlikle sürdürdüğümüz dieti anlık bir tat için bozmaktır.

Öfke, korku ve kin zaaflarımızın tadıdır. Yaşama dair planlarımızı anlık öfke krizlerine feda etmemiş olsaydık, suç ve suçlu sayısı bugünkünden çok daha aşağılarda olurdu.

“Hareketli bir cisim hareketliliğini, hareketsiz bir cisim hareketsizliğini sürdürme eğilimi gösterir.” Bu Newton’un eylemsizlik yasasıdır. Çalışmak da, tembellik de kendi durumunu sürdürme eğilimi gösterir.

Bugün öğrenciler her sıkıntıyı göze alıp sadece bir gün sıkı bir ders çalışsa, beyin bu durumu sürdürme eğilimi göstereceği için işleri daha da kolay olurdu.

Ancak öğrenciler de bütün insanlar da eski durumlarını sürdürme yönünde kanıtlar ararlar. Yeni olanı reddetme ilk aklımıza gelendir. Adı bu yeni: Yeni de “ya bana uymazsa” korkusu ile gelir kapımıza.

Bu da yeni olanı reddedip hep kendimizi tekrar etmemize yol açar. Kendini tekrar eden ve hep aynı hatayı yapan akılsızdır. Tıpkı bir makine gibi. Akıllı makine olmaz. Akıllının yükleme yaptığı makine olur.

Biz “Beyin Siz Olmalısınız” adlı kitabımızda akıl yüklenilen değil, bilgi yüklenilen biri olunuz telkininde bulunduk. O bilgiyi de başkasının aklı ile değil kendi aklınızla şekillendiriniz dedik.

Başkasının ayakkabısı size ya dar gelir ya da bol. Böyle bir durumda da hayatta yol alamazsınız.

Herkes başkası olmadığını bilmek durumundadır. Başarı da mutluluk da buradan kaynaklanır.

Seçtiğiniz meslek sizin mesleğiniz olmalı. Başkasının seçtiği değil. Biz bir kazak seçerken kendi seçimimizi kullanırız ama sıra işe ve bazen eşe geldiğinde bunu sağa-sola sorarak seçmeye çalışırız.

“Bu nasıl bir insandır?” Bu soruyu kaçımız seçmek istediğimiz insanla ilgili olarak sağa-sola, bilen-bilmeyene defalarca yöneltmişizdir.

Bu nasıl bir insandır? Bak gözlerinin önünde, sen belirle ve beyin sen ol. Rahmetli Adnan Kahveci kendisine “Sayın Bakan” denildiğinde hemen düzeltirmiş: “Ben bakan değil, görenim!” Ne güzel bir zaaf düzeltmesi bu.

Bakıp görmez isek, bir gören ararız. Görmeyi denemektense bir gören aramak yaygın olan zaaflarımızdandır.

Dünyanın en ünlü gömlek markası “Ben gömlekleridir.” “Ben” diye başlayan cümleler çoğu zaman çabuk kızarım, dikkatsizim, unuturum gibi binlerce zaaf ile birlikte dile getirilmektedir. Oysa bu zaaf gömleklerinin terzisi de müşterisi de biziz. Kumaşı da biz seçeriz, kesimi de biz yaparız ve sonra da bu gömleği üzerimizden çıkartıp atmayız ve onun esiri oluruz.

Zaaflarımızla başa çıkmak için daima ileriye doğru düşünüp geriye doğru akıl yürütmek gerekir.

Çinliler der ki, “Öğrenme akıntıya karşı yüzmeye benzer, ilerlemezseniz gerilersiniz.” Biz yeni olanı reddettikçe gerileriz. Gerilediğinin farkına varmak da bir akıl işidir. Konfüçyüs “Bilmediğini bilmek, en büyük bilgeliktir” der. Bu farkına varmanın bilgeliğidir ve çözüm yönünde atılan ilk adımdır.

Zaaflarımız bazen bize ısrarcı bir kimlikle görünür; “Biliyorum ama yapamıyorum”, “Başaramam”, “Öğrenemem” şeklinde.

İşe bu zaafları aşmakla başlarsanız çok kısa sürede çok uzun yolları aşarsınız.

Hoşça kalınız.

SÜLEYMAN BELEDİOĞLU

http://www.bonushoca.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir