YENİ ÖSS NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Üniversitelere giriş için yapılan sınav sistemindeki, yani ÖSS’deki yeni düzenleme ile, iki aşamalı yapılacak olan sınavın ilkinde; YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere tam altı farklı puan türü ve bu puan türlerinin her birinde bir dersin ağırlığı fazla olacak şeklinde düzenlemeye gidilmiştir. Örneğin YGS-1 Matematik, YGS-2 Fen ağırlıklı olarak belirlenmiş. Tabi bu puan türlerinde diğer derslerin de katkısı küçümsenmeyecek kadar fazla hale getirilmiştir.

LYS adını alan (Lisans Yerleştirme Sınavı) ikinci sınavda da tam onbir puan türü öngörülmüştür. Ayrıca hangi okulun hangi puan türü ile öğrenci alacağı da belirlenmiştir.

LYS’de bütün alan derslerinin öğrenci puanına katkısı olmakla birlikte özellikle iki dersin katkısı arttırılarak düzenlemeye gidilmiştir.

YGS puanı hem ön lisans, hem meslek liselerinin kendi alanları ile ilgili bölümlere girişlerinde hem de, LYS puanına katkı sağlıyor olması nedeniyle, sadece bir baraj puanı olmaktan çok daha öte bir öneme sahiptir.

YGS sorularının ilköğretim 6, 7, 8. sınıf ve 9. sınıfın Nisan ayına kadar olan kısımları kapsayacağı, ÖSYM başkanı Sayın Ünal Yarımağan tarafından açıkça ifade edilmiştir.

YGS BİLGİ DEĞİL YORUM SORULARINDAN OLUŞACAK

Elbette ki, sınavın bu içerikte olması, onun çok kolay olacağı anlamına gelmemektedir. Sınava doğru çalışanlar için kolay, ama çalışmayı bilmeyen ya da çalışmayanlar için zor olacağı daha şimdiden aşikardır.

1999’dan bu yana uygulanan ve daha sonra ÖSS’nin Kısım 1 soruları diye ifade edilen soru yapısı ve konu boyutu varlığını aynen YGS’de de sürdürmektedir.

Bu nedenle, YGS sınavı soruları; temel kavramları kullanabilme, yorumlama ve kavramlar arası ilişkileri kurabilme becerisini, ölçen akıl yürütme sorularından oluşacaktır.

Bu tür soruların eğitimini verecek olan öğretmenin, kendisini çok geliştirmiş, düşünce üretimi yollarını ve bunu öğretmeyi iyi bilen bir eğitimci olmak zorundadır.

Öğretmenler bilgi ve yorumlama sorularının öğretme yöntemlerinin birbirinden farklı olduğunu bilmeli ve ona göre eğitim vermelidirler.

YGS sınavına öğrenci hazırlanırken, bilgi üzerinde düşünerek çalışmalıdır. Bilgi sadece aklında tutmaya çalışmamalı, onun başka anlamlarına ulaşma ve ondan çıkarım elde etme çalışması yapmalıdır.

LYS EZBER DEĞİL ÖĞRENME SORULARINDAN OLUŞACAK

İkinci sınav olan LYS sınavı ise, bilgi sorularından oluşacak olan ve öğrencinin akademik yeterliliğini ölçmeye çalışan bir sınav olacaktır.

Ezber ile öğrenme arasında dağlar, uçurumlar, kıtalar, okyanuslar var. Bunu bütün öğretmenlerin aklına iyi yerleştirmesi gerekmektedir.

Ezber önü, arkası bomboş bir şekilde sadece o bilgiyi akılda tutmaya çalışmaktır. Ezberde, ezberlenen bilginin, ne diğer bilgilerle ilişkisi ne de benzerliği gözetilir.

Oysa öğrenme, o bilginin diğer bilgilerle ilişkisini kurmak, onu anlamlandırmak, yaşamın içine oturtabilmektir.

Eğer öğrenciler LYS sorularının ezber olduğu düşüncesiyle hareket edip onca konuyu ezberlemeye kalkışırlarsa işte o zaman, başarı onlar için Kaf Dağı’nın arkasında olacaktır.

YENİ SİSTEM SAYISALLARIN ÖNÜNÜ AÇMIŞTIR

Üniversitelere giriş için yapılan sınava YÖK tarafından getirilen yeni düzenleme çok ses getirdi.

Ancak, ses ne hikmetse en çok eğitimci olmayan gazeteci ve yazarlardan geldi. Tabi hal böyle olunca da hata üzerine hata yapıldı.

Gerçi gazetelerin eğitim yazarları da bu konuda çok iyi sınav vermediler. Onların büyük bir kısmı, İmam Hatip Liseleri ve Meslek Liselerine takılıp kaldılar. Kanaat önderlerinin bu kanaatsizliği kamuoyunun kafasını karıştırdı.

Neymiş efendim; meslek liselerinin hele hele de İmam Hatiplerin önü açılmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi okullarının önünün açılmasından doğacak sakınca, bunu söyleyenlerin dahi aklına yatmış olduğuna inanmıyorum.

Diğer yandan bu çocuklar, üniversite giriş sınavlarına girdikleri yıl artık reşit olup, kendi kararlarını kendileri vermek isteyeceklerdir. Bu da daha önce ailelerinin isteği üzerine seçtikleri meslek lisesinden vazgeçip, farklı kariyer basamaklarını tercih edebileceklerdir. Bu durum konunun sadece insani olan bir yönü.

Peki bu sınav sisteminde meslek liselilerin, lisans diploması alabilmek için dört yıllık mühendislik, tıp, eczacılık ve diğer bölümlere girebilme şansı nedir size?

Elbette ki meslek liselilerin bu alanlardaki şansı çok az. Çünkü onlar yeni sınav sisteminin en önemli dersleri olan matematik, geometri ve fen dersleri yerine meslek dersi görmekte ve iş yerlerinde uygulamalı stajlar yapmaktadırlar.

Aslında yeni sınav sistemi tam anlamı ile sayısal öğrencilerin önünü açmıştır. İşte temel çıkarım ve en doğru söz bu.

Çünkü bu sınav sistemi alanlar arasındaki hareketliliği şu şekilde gerçekleştirecektir: Eski sistem sözel öğrenciyi eşit ağırlığa, eşit ağırlığı sayısala doğru zorlayan, yani onların gitmek istediği yerlerin çoğu bu alanların içinde bulunmaktaydı. Şimdi serbest kalan öğrenciler, sayısaldan, eşit ağırlığa, eşit ağırlıktan da sözele doğru bir alan değişikliğine gidecektir.

Alanlar arasındaki bu geçişten en kazançlı çıkacak sayısallar olacaktır. Bugün alan seçimlerinde çocukların yeteneklerinden çok ailelerin hayalleri etkili olduğu için, sayısalların çok büyük bir kısmı, aslında tam bir eşit ağırlık öğrencisi, bir kısmı sözel öğrencisi, bir kısmı da meslek lisesi öğrencisi olmalarını gerektiren yeteneklere sahiptir.

İşte ailelerin çocuklarını mühendis veya doktor yapmak için seçtikleri sayısal alanlar, o çocuklara asla başarı getirmemekteydi. Çocuk iki sınava girip kazanamayınca bunun farkına varıyordu ama, çoktan iş işten geçmiş oluyordu.

Şimdi bu yeni üniversitelere giriş sistemi, öğrencilere diyor ki; “iş işten geçmedi, sizin adınıza yapılan hatayı siz kendi çalışmalarınızla düzeltebilirsiniz.” İşte demokrasi bu, işte insan hakları da bu.

Sevgili okurlarımız sistemi görülemeyen yanları ile incelemeye ve elde ettiğimiz verileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Lütfen bizi takip ediniz.

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir