YEMEKLERDEN SONRA İKİ ADET YAPRAK TEST İYİ GELİR

Sınav yaklaşırken, gerek öğrencilerin gerekse de onların anne ve babalarının kaygı ve endişesinin dozu artmakta.

Sadece bir nedene bağlanan bu endişe sanki bir çok nedenden kaynaklanıyormuş gibi bir hava yaratarak etkisini artırmakta. Adına “sınav kaygısı” diye kısa bir tanımlama yaptığımız ülkemizin bu gerçeğine böyle yetersiz bir tanı koymak da sorunun çözümsüzleşmesine yol açan başka bir etken olmuştur.

Nedir bu “sınav kaygısı”? Sınavı kaygı etmek ne demek? Ortada kaygısını yaşadığımız bir sınav yok aslında. Peki kaygısını yaşadığımız şey soruların zorluğu mu? Yoksa, süreyi iyi kullanamama mı? Kaydırma yapma mı? O gün mide ya da baş ağrılarına tutulma mı? Aslında sayılarını daha da arttıracağımız bu nedenlerin hiç biri öğrencinin “kaygısını” yaşadığı şey değildir. Bunların hepsi bir sonuç. Sonuç ile nedenin karıştırılması durumunda, nedenleri ortadan kaldırmadan verilecek mücadele, sonuçla savaşmaktan yorgun düşmüş bir insan yaratmaktan öteye gitmez.

Biz eğitimciler ve öğrencinin psikolojisini düzeltmeye çalışan herkes şunu çok iyi bilmeli ki, bizim adına “sınav kaygısı” dediğimiz kaygı aslında “başarısızlık kaygısı”dır.

Tabi ki bu böyledir zaten demeyelim. Bir şeyi bilmekle, onu uygulamak çok farklıdır ve ben toplumun velisi, öğrencisi ve uzmanları üzerinde yaptığım gözlemde hep şunu gördüm: “Sınav bir CIS (ateş)’tır. Sınava yaklaştığında yanarsın. Sınava yaklaşmazsan yanmazsın. Uzak dur bu sınavdan” anlayışı ile öğrencilerin sorunlarının çözülmeye çalışıldığıdır.

Aslında tam anlamıyla sınav korkusunu yaşayan birey, toplumda çok yaygın olarak görülmemektedir. Yaptığım araştırmalarda sınava giren her yüz öğrenciden ancak yirmisinde sınav kaygısı olduğunu saptadım. Bu kişiler formalite niteliğini taşıyan ve adı sınav olan her durumda stres ve heyecan yaşar. Bu kişiler başkalarının yanında yanıtlamalarını istediğiniz bir hafıza, hatırlama sorusuna karşı dahi sınav oluyormuş gibi tepki verirler. Bu bir saplantıdır ve bu kişileri sınav kavramından uzaklaştırmak onları rahatlatır. Bu eğitim ile çözülecek bir durum da değildir. Uzun süre terapi almaları gerekir. Aslında, okul yazılılarından korkmayan, okuldaki yazılılara rahat katılan öğrencilerde sınav kaygısı yoktur. Ama okul yazılılarını dahi heyecan yapanlarda sınav kaygısı vardır.

Onyedi yıldır öğrenci ve veliler üzerinde yaptığım araştırmalarda, “sınav kaygısı” diye tanımladığım ve adı sınav olan her şeyden korkan çok az sayıda kişiye rastladım. Çünkü bugün öğrencilerin tamamı iyi bilirler ki, evde çözdükleri ve hesabını kimseye vermedikleri deneme sınavları anında ne bir heyecan, ne bir stres ne de bir kaygı duyarlar.

Belki herkesin söylediğinin tersini söylediğim için anlaşılma güçlüğü çekebilirim ama “sınav kaygısı” ile “başarısızlık kaygısı”nın karıştırılması durumunda ortaya tıbbi bir tabirle “yanlış teşhis, yanlış tedavi” durumu çıkar.

Bu başarısızlık kaygısı, aslında gelecek kaygısından daha dar bir anlama sahip çünkü öğrencilere çok dikkatli bir şekilde sorduğum, “gizli amaçlı”(1) sorularda karşıma çıkan tablo; şu an kendisi ve yakın çevresi için yapılan başarı tanımlamasını ve onun içindeki hedefi yakalayabilmektir.

Yani çocuk kendisine bir hedef koymuştur. Bu hedefi ailesi ve yakın çevresine benimsetmiştir. İşte öğrencinin yaşadığı korku, belirlenen bu hedefe ulaşamama korkusudur. Peki belirlenen bu hedefe nasıl ulaşılır? Ona sorulan soruları doğru yanıtlaması gerekir. Peki ona sorulan sorular nasıl doğru yanıtlanır? Çocuğun bu soruları bilmesi gerekir. Peki çocuk bu soruları nasıl öğrenir? Çok çalışarak ya da yeterli düzeyde çalışarak.

Şimdi bu soru zincirine dikkat edecek olursak; aslında çocuğu strese sürükleyen ya çalışmalarının yetersiz olduğunu düşünmesi ya da yeterince çalıştığını düşünmesine rağmen, soruları yeterince yanıtlayacak düzeye gelmediği inancında olmasıdır.

Şimdi bu çocuğa istediğiniz kadar “sınav kaygısını” giderici önlemler almaya çalışınız, sınavın önemsizliğini anlatınız, sınavın hayatta her şey olmadığını belirtiniz. Bunların hiçbiri çözüm getirmez, kalıcı sonuç doğurmaz.

Çünkü bu çocuk, önündeki soruları bilmediğini ve bunları yapamayacağını iddia ediyor. O zaman uygulanacak yöntem, çocuğun, çalışarak, azmederek, öğrenebildiği kadar çok bilgiyi, yöntemi, tekniği sınav salonuna taşımasını sağlayacak bir “eğitim uygulamasıdır.”

Öncelikle değerli velilerimiz, sizler bu doğruyu bu gerçeği çok iyi biliniz ki, çocuklara çalışmakla bir şey olmaz. Bilgi edinmek, öğrenmek, yeni yeni bilgilere ulaşmak asla kişinin psikolojisini bozmaz. Bundan dolayı bunalıma girdiğini düşündüğünüz çocuğunuz aslında çalışmadığı için, büyük bir sıkıntı ve baskı altına sokuyor kendisini. Bu vicdani bir durum. Onun vicdanını rahatlatacak tek şey “inanarak, sonucunu alacağını düşünerek” yaptığı tek bir saatlik çalışmadır. “Evet ben kazanacağım, bu çalışmalarımın sonucunu alacağım” diye yapılan her çalışmanın sonucunda çocuğun yüzünün renginin açıldığını gözlerinin parladığını göreceksiniz.

Kısacası şunu söylemeye çalışıyorum. ÖSS ya da OKS’ye girecek olan öğrencinin terapisi ancak onu ders çalıştırmakla mümkün olur. Yolu öğrenciyi ders çalıştırmaya çıkmayan hiçbir uygulama, öğrencinin bunalımdan çıkmasını sağlayamaz.

Bundan dolayı sevgili öğrencilerim, eğer mutsuzsanız, kendinizi iyi hissetmiyorsanız, sinirli ve gergin iseniz bu sınavı kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kullanabileceğiniz tek bir ilaç var. O da, yemeklerden sonra iki adet yaprak test.

Hoşça kalınız.

 Süleyman BELEDİOĞLU  

—————————————————

(1)   Gizli amaçlı soru: Sormak istediğinizle hiç ilgisi yokmuş gibi soru sorup, aldığınız yanıtı yorumlamaktır. 2004 yılında öğrencilerdeki “sınav kaygısı ve başarısızlık korkusunu” ölçmek için onlara “Hangisi daha iyidir?” (Ladin’in yakalanması mı, yoksa ÖSS sınavının kalkması mı?) sorusunu yönelttik. Öğrencilerin %90’ı kendileri için iyi olanın ÖSS sınavının kalkması olduğu cevabını vermişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir