YANITINI BİLDİKLERİMİZ VE YANITINI BULDUKLARIMIZ

Bu ifadeler oldukça önemli bir eğitim, hatta başarı ilkesini dile getirmektedir.

Bilmek çoğu zaman pasif bir eylem, bilmek çoğu zaman yüzeysel bilgi denilen ezber. Bilmek, çoğu zaman pratikten yoksun olan bilgiye sahip olmak. Bilmek, görmek ama uygulamasını yapmamak ve yapamamak demektir.

Yanıtı bulmak ise, sadece yanıtı bilmenin bütün eksikliklerini ortadan kaldıran temel eğitim ilkesidir. Çünkü, yanıtı bulmak, bütün yolları, bütün ihtimalleri bütün bağlantıları göz önüne getirerek doğru yanıta bizzat ulaşmaktır. Bu yolda öğrenci, pratiği, uygulamayı, farklı bakış açılarını, üst düzey zihinsel faaliyeti devreye soktuğundan, beyin tam kapasite öğrenme moduna girer ve öğrenir.

Oysa sadece yanıtını bildiklerimizde, sadece bilgiyi alma sırasında ortaya çıkan bir dikkat ve bunu akılda tutmaya çalışmanın bir sonucu olan ezber durumu vardır. Üst düzey zihinsel faaliyet yoktur. Çünkü bilgi toplama aşaması, üst düzey zihinsel faaliyetin harekete geçmesini sağlayamaz.

Zaten “yanıtı bilmek” eğitim için ayrılan zamanların, ders dinlemek kısmını ifade etmektedir. Bu son derece gerekli olan eğitim aşamasını, suni yöntemlerle uzatan öğrenciler çoğu zaman zihinsel faaliyetlerle, yanıtları bulma aşamasına geçememekte ve “bildiğim halde soruları yanıtlayamıyorum.” Yakınması düzeyinde kalmaktadırlar.

Öğrenciler hep “yanıtları bilmek” mücadelesi içerisindedirler. Bazı öğretmenler de, çocuklara “daha çok test çöz!” demekle, onları yanıtları bilmeye zorlamaktadırlar.

Bazı fedakar eğitim kurumları ve onların fedakar öğretmenleri ise öğrencilerin çözemediği soruları kendileri çözmek için, etüt üstüne etüt koyarlar. Öğrencilerine yüzlerce, binlerce, onbinlerce yanıt bildirirler.

Oysa, beyin temelli öğrenmenin ya da kısaca öğrenmenin en temel ilkesi olan, “sen, kendi kendine düşünecek, araştıracak ve yanıtı bulacaksın ki öğrenesin” ilkesi devre dışı kaldığı için öğrenme gerçekleşmemektedir.

Öğretmenler, hep anlatan, hep soru çözen olmaktan biraz uzak durmak ve kendi derslerin alan rehber öğretmenleri gibi davranarak, öğrencinin doğru bsilgiye de, doğru yanıta da kendi kendilerine üst düzey zihinsel faaliyetleri ile ulaşmalarını sağlamaları gerekmektedir.

Beyin Temelli Öğrenmenin şu ilkelerine eğitimciler de aileler de çok dikkat etmelidir.

– Kendi kendine öğrenme, kendi kendine düşünme ve verileri kendi kendine çözümleme.

– Yaşayarak ve yaşantılar içinde öğrenmek.

– Bilgilere düşünerek şekil vermek, onları çoğaltmak.

– Bilgileri önceki ve sonraki diğer bilgilerle ilişkilendirmek ve parçalarla bütünü bir mana içinde algılamak.

Şunu unutmamak gerekir ki seyirci öğrenmez, haz alır. Bilgiden alınan haz, çoğu zaman onun bellekte kalma süresini uzatsa da öğrenme dediğimiz, daha birçok basamağı olan olguyu gerçekleştiremez.

ÜZERİNDE DÜŞÜNMEDİKLERİMİZİ ÖĞRENEMEYİZ

Dinlenilen dersten sonra anlatılanları düşünmek, okunulan bir konudan sonra okuduklarımızı düşünmek öğrenmenin gerçekleştiği yer olan “yerel belleğimizi” devreye sokmak demektir.

Çocuklar, paralel kenarlar arasında doğar ve paralel kenarlar arasında büyür ama, okulda paralel kenarlar konusunu algılama ve öğrenmede zorlanırlar. Çünkü, çocuklar yaşantıları üzerinde düşündürtülmemişlerdir. Görmek ve sadece yaşamak, üzerinde düşünülmediği sürece, farkına varılmayan bilgiler arasında dolaşmaktan başka bir şey değildir.

Bilgilerimizin, belleğimiz tarafından fark edilebilmesi ve belleğimizin o bilgilerimizi sahiplenebilmesi için, mutlaka, okuldan ya da kitaplardan aldığımız bilgilerimizi düşünceye ve yaşantılara dönüştürmek zorundayız.

Ailelerin, çocuklarının eğitimine yardımcı olurken dikkat etmeleri gereken diğer bir nokta da; onların elde ettikleri bilgileri, onlarla konuşmak ve tartışmak yolunu benimsemelerinin gerekliliği

Çünkü çocuklar, yaptıkları şeyler üzerinde ne kadar çok konuşurlarsa, o kadar çok öğrenirler. Çünkü konuşma esnasında, zihinsel faaliyet ve yaşantılar kuralı devreye girmektedir.

Çocukla yapılan bu sohbette, konu ve bilgi parçacıklarının birleştirilerek anlamlı bir bütüne ulaşılıpulaşılmadığına da dikkat etmek gerekir. Çünkü, tek tek parçalara ayrılarak öğrenilen bilgileri, bütünleştirmedikçe bir anlam ifade etmeyeceklerini ve bunun bir ezber olarak kalacağını bilmemiz gerekir.

Çocuklar daha konuşmaya başlamadan gözleri ile, konuşmaya başlayınca da sözleri ile bir anlam arayıcısı olarak ortaya çıkarlar. Tıpkı bir filozof gibi arka arkaya felsefi bağlantılar içeren sorular sorarlar. Çünkü insan beyni doğuştan anlam arayıcısıdır. Bu nedenle bilgileri sorgulamak beynin çok sevdiği ve ihtiyacı olan bir şeydir.

Sonuç olarak bütün ailelere, eğitimcilere, eğitim kurumlarına şunu ifade etmek istiyorum ki, çocukları başarıya ulaştıracak olan; onların bildikleri yani bizim anlatarak bilmelerini sağladıklarımız değil, onların uğraşarak, zihinlerini faaliyete geçirerek yanıtını bulduklarıdır.

Sevgili öğrenciler, bildirilen yanıta değil, bulduğunuz yanıta güveniniz.

Bize olan güveniniz için sizlere teşekkür ediyoruz.

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir