ÖĞRENCİYE BAKIŞ AÇIMIZ

Eğrinin de doğrunun da binlerce noktadan meydana geldiğini dikkate alacak olursak; aslında eğri olan da kendi içinde bir doğrudur.

Eğri olan ya da düz olan bizim bulunduğumuz yere, baktığımız açıya göre değişir hep.

Yetişkinler arkadan gelen kuşakları, arkadan gelen kuşaklar ise öndekileri bir eğri çizgi gibi algılar çoğu zaman.

Geçenlerde bir kurumun düzenlediği bir eğitim seminerine katıldım. Veliler, öğretmenler ve ilgili uzmanlar vardı.

Konuşmacılar birbiri ardına kürsüye çıkıp, çocukların yapması gerekenleri anlatmaya başladı. Arada bir konuşmacılardan bazıları ailelerin yapmaları gerekenlere girdi ama orada çok kalmadan, ailelerin çocuklarını nasıl kontrol altında tutabilecekleri konuşulmaya başlandı.

Her ne hikmetse konuşma yapanların büyük çoğunluğu öğretmen ve eğitim kurumu yöneticisi olmasına rağmen biz ne yapmalıyıza hiç girilmedi.

Eğer bir eğitimci çıkıp, biz ne yapmalıyıza girseydi, emin olunuz o konuşmada kısa sürede “çocukta olmadıktan sonra benim yapabileceğim hiçbir şey yoktur” anlayışına mahkum edilecekti.

Yıllardır bu cümleyi nasıl olur da, öğretmenlerin ezberinden silip atabiliriz diye düşünüp dururum.

Çünkü bu anlayış, eğitimi, eğitim ile elde edilecek kazanımları tamamen reddeden, tabiri caiz ise aldığı topu hemen taca atan bir dünya görüşünden başka bir şey değildir.

Bu anlayışa bir de “her öğrencinin farklı bir öğrenme sitili var” gerekçesi eklenince işler epeyce bir sarpa sarmaya başladı.

Öğrencilerin birbirinden farklı öğrenme sitillerinin olması bir gerçek. Ancak, unutulmamalı ki, öğretmenin “ben 40 kişilik sınıfta birbirinden farklı öğrenme sitillerine sahip olan öğrencilere ne yapabilirim ki?” kaçınmacı tutumunu haklı çıkartamaz.

Çünkü, öğretmenin anlatımları ve kendine has uygulamaları, öğrenmenin kendisi değil, öğrenmeye yani öğrencinin o konuyu öğrenmesine bir hazırlıktır. Öğretmen bu hazırlık aşamasını ne kadar mükemmel tamamlarsa öğrenciyi o kadar öğrenme aşamasına yaklaştırmış olur.

İşte öğretmenin anlatımlarından sonra, evde öğrenme sürecine giren öğrenci için, öğrenme sitilleri devreye girer.

Yani “Beyin Temelli Öğrenme” adlı çalışmayı yapan uzmanlar grubunun da belirttiği gibi öğrenme bilgi almayı takip eden ve öğrenenin sadece kendi kendine yaptıklarının sonucunda gerçekleşen bir durumdur.

Biz yetişkinler, seminer, panel, TV programı gibi yerlerde bir araya gelip; çalışın, çalışmıyorsunuz, bilgisayara bağımlısınız, geleceğini hiç kaygı etmiyorsun, tembelsin diye öğrencileri suçlayıp hiçbir yere varamayız.

Adamın birini akıl hastanesine alırlar. O da şöyle etrafı gezmeye çıkar. Bir bakar ki, onlarca kişi kuyruğa geçip dizilmiş. Sırası gelen uzun uzun ve merakla bir delikten bakıyor. Sonra sıranın en arkasına geçiyor.

O da hemen sıraya geçer. Uzun süre bekler ve sırası geldiğinde delikten içeri bakar. Sonra bir daha bakar, başını kaldırır etrafındakilere bakar. Tekrar tekrar delikten içeriye bakar.

Sonra döner sıradakiler der ki, “boşa bekliyorsunuz içeride hiçbir şey yok ki!”

Sıradakiler gülüp alay ederler, “deliye bak, yeni geldi hemen bir şey göreceğini zannediyor, biz 40 yıldır o delikten bakıyoruz, hala hiçbir şey göremedik, çabuk geç arkaya.”

İşte biz eğitimciler, 40 yıldır aynı delikten bakıyoruz öğrencilerimize ve yanlış yere baktığımızı hiç düşünmeden yine aynı noktadan bakmaya devam ediyoruz.

Orada hiçbir şey yok diyerek, bakış açımızı değiştirelim diyene de “bak şu deliye geç hemen arkaya” diyoruz.

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir