ÖĞRENCİNİN VÜCUT DİLİ – III

FALEZLERDE GEOMETRİ DERSİ

Antalya Sistem Dergisi Dershanesi’nin düzenlemiş olduğu “Stres ve Heyecan Yönetimi” konulu konferansımı vermek için Antalya’ya gitmiştim. Sabahleyin kaldığım yere çok yakın olan Falezlerdeki Atatürk parkında gezintiye çıktım. Burada bir bankın üzerine oturmuş, denizi tam tepeden gören bir noktada iki öğrencinin ders çalışmaya çalıştığına tanık oldum.

Bu öğrenciler, dizlerinin üzerinde birer geometri kitabı, karşılarında Konyaaltı’nın o uçsuz bucaksız kumsalı, falezlerin hemen kıyısından itibaren uzayıp giden o masmavi deniz, güneşli ve güzel bir ilkbaharın çekim gücü altında, geometri sorularını çözmeye karar vermişlerdi.

Öğrenciler bazen birbirlerine bakarak, bazen uçsuz bucaksız maviliklere dalarak sohbete başlıyorlardı, ama elleri sımsıkı, istemeyerek açtıkları belli olan geometri soru bankasının sayfalarını kavrıyordu.

Falezlerdeki Atatürk Parkı’nın sonuna doğru yürümeye devam ettim. Sonra geriye döndüğümde öğrenciler bu defa, meyve yiyerek çalışmalarını biraz daha piknik havasına çevirmişlerdi.

Bu öğrencilerle bir an konuşmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Çünkü öylesine keyifleri yerindeydi ki, onlara nasihat ederek bu havayı bozmak istemedim.

Zaten ailelere de hep önerdiğimiz şuydu ki, bu tür kusurlu hareketler devam ederken, yapılan müdahaleler, öğrencinin bir sonraki, kusurlu davranışının da başlangıcı olmaktadır. Çünkü yarım kalan heves, hep akılda kalacaktır. Bu nedenle, ailelerin çocuğun kusurlu hareketi tamamlandıktan sonra, alacakları önlemleri almaları gerekiyor.

Peki bu öğrencilerin sorunu nedir ki, hiç olmayacak yerde geometri çalışmaya kalkışıyorlar?

Bu öğrencilerde şu sorunlar vardır:

I. Masa sendromu en son aşamasındadır.

II. Öğrenciler, öğrencilik yörüngesinden çıkmıştır.

III. Piknik ortamlı çalışma modu başlamıştır.

IV. Öğrenciler tatil moduna girmiştir.

V. Öğrenciler ellerindeki kitaplarla sahile, falezlere gelmişler ve bu imdat istedikleri anlamına gelmektedir. Bu öğrenciler iyi bir rehberlik hizmeti ile kazanılabilir.

VI. Bu öğrenciler motivasyon sorunu yaşamaktadırlar.

Peki böyle bir çalışma ne gibi sakıncalar doğurur?

I. Böyle açık hava, güzel manzara ve kalabalık bir ortamda soru çözmeye çalışmak çok sakıncalıdır. Çünkü soruya yoğunlaşamayan öğrenci konsantrasyon sorunu yaşayacak ve soruları ya çözemeyecek ya da yaptığı çözümleri kafasına oturtamayacaktır. Böyle bir ortamda yapılan çalışmada baskın olan, ortamın güzelliği olduğu için, akılda ders değil ortam kalacaktır.

II. Genç, öğrencilikten daha çok özgürlük kavramına yakındır. Özgür ortamlar gence, öğrenciliğini çabuk unutturur. Bu bir kusur değil, doğal bir özelliktir. Bu nedenle falezlerde geometri dersi değil güzel bir gün geçirilir ancak.

Bu sorun nasıl çözümlenebilir?

Öncelikle öğrenciye içini kendisinin dolduracağı bir “özgür program” yapılmalıdır. Yani, çalışma programında hangi saatler arasında çalışacağı belirtilmeli ancak hangi derslere çalışacağı belirtilmemelidir. Çünkü öğrenci, çok sıkı programa uyabilecek moda girdiği zaman, hangi derslere çalışacağı programa yazılmalıdır.

Masa sendromunu kırmak için çalışmasa dahi öğrencinin masada kalması gerekir. Yani bir süre çalışma değil masada oturmaya alışma süreci yaşanmalıdır.

Etkili bir rehberlik hizmeti verilmeli yani, bir rehber öğretmen öğrenciyi sürekli görevlendirmeli ve geri dönüşü almalıdır.

ÇALIŞMA ODASINDAKİ BİR SANDALYE VE BİR MASA

Aileler, çocuklarının çalışma odasında sakıncalı olarak gördükleri bilgisayar, müzik seti, TV, gibi elektronik cihazları söküp, paketleyip rafa kaldırıyorlar.

Peki bu doğru bir şey mi? Elbette ki doğru değil. Antalya konferansında bir öğrenci bana dedi, “Ailem, odamdaki gitarı dahi aldı. Aslında biraz da bunu ben istedim ama aklım hep gitarımda kalıyor.”

Sevdiğimiz şeyleri gözümüzden uzakta tutmak, onu görmemek, ona olan sevgi ve sempatimizi asla azaltmaz. Hatta özel yaratan bu durumlar, yasaklanan şeye karşı ilgiyi daha da artırır.

Bu nedenle, öğrencilerin, ders çalışırken, müzik dinlememesi gerekir, ama odalarındaki müzik setini depoya kaldırmadan, öğrenci ile anlaşarak, bu yapılmalıdır.

Öğrencinin odasını, masa, sandalye ve yataktan oluşan bir antreye dönüştürmenin bir anlamı yoktur. Ben bütün seminer ve konferanslarımı öğrencilere, “yapmaktan korktuğunuz şeyleri gözardına atmayınız, önünüze koyunuz, o orada dursun, ama siz ona dokunmayınız” işte o zaman kalıcı bir düzenleme yapmış ve karar almış olursunuz.

İnsanın, korkuları gördüklerinden değil, beyninin algıladıklarından kaynaklanır. Bilgisayarla oynamak isteyen bir gencin bu isteğini sınırlandırmak veya yok etmek için etraftaki bütün bilgisayarları toplamaya kalkışmak asla çözüm olmayacaktır.

Seminerlerimden birinde bir öğrenci bana soruyor “Hocam ders çalışırken kitabın üzerine resimler çiziyorum, silgiyle oynuyorum. Bunu engellemek için kalem ve silgiyi masaya koymadan çalışmayı önerdiler bana.” Şimdi olacak şey mi bu? Böyle bir şey öğrenciye nasıl önerilir. O öğrenciye dedim ki, “tam tersini yapmalısın, kalemi de silgiyi de masaya tam gözünün önüne koymalısın, hatta bir tane boş beyaz kağıdı da masana koymalısın ki, resim çizme duygunu bastırmak için mücadele veresin.”

Öğrencinin etrafını böyle boşaltarak, onu zararlı şeylerden korumaya çalışmak bir eğitim yöntemi değildir. Çünkü yaşamda sorunun biri biter biri başlar. Bundan dolayı sorunlarla mücadele etmek, onu yok sayarak olmaz. Sorunun var olduğu kabul edilip, ona karşı önlemler alarak yolumuza devam etmek zorundayız.

Ama maalesef, biz, ya öğrencinin etrafını devasa objelerle kuşatıp onu minimize ediyor ve özgüveninin oluşmasını engelliyoruz ya da onun etrafını boşaltarak sorunlarla mücadele etmeyi öğrenmesini engelliyoruz.

Hoşça kalınız.

SÜLEYMAN BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir