ÖĞRENCİNİN VÜCUT DİLİ – II

BİRİNCİ DURUM: SÜREKLİ YOL GÖSTEREN ANNE-BABA

 “Anne, baba ve öğrenci bir konuda düşüncelerimi almak için görüşmeye geldi. Öğrenci, Anadolu Lisesi’nde okuyor. Anne, çocuğu ile ilgili olarak konuşmaya başlayınca, öğrencinin o pırıldayan bakışları zayıflıyor, özgüven ifade eden yüzü matlaşıyor. Baba konuşmaya başlayınca, bakışlar, yüz hatları birden hareketleniyor öğrenci ayağını oynatmaya başlıyor. Ben konuşurken gözlerinin içi parlıyor, yüzü rahatlıyor, söylenilenleri yüz ifadesi ile onaylıyor.”

Bu öğrenci, veli ve eğitimci diyaloğunda neler oluyor şimdi biraz ona bakalım.

Anne-Çocuk Diyaloğu:

Anne bilimsel düzeyde de olsa sürekli olarak çocuğu eleştiriyor ya da ona yerli yersiz yol göstermeye çalışıyor. Annenin bu mürşit (yol gösterici) tavrından rahatsız olan öğrenci ise, söylenilenlere kayıtsız kalıp, annesinin anlattıklarını dinlemiyor ve o anda başka bir şey düşünmeye başlıyor.

SAKIN HA!

diyoruz anneye, çocuğunuzun eğitimini öğretmen ve rehber öğretmenlerden yardım almadan tek başınıza sürdürmeye kalkışmayınız. Çünkü çocuk artık sizi dinlemiyor. Sizi sadece iyi bir anne olarak kabul ediyor. Onun öğretmeni olmaya çalışmamalısınız..

Baba-Çocuk Diyaloğu:

Baba çocuğa uzak duruş baskısı yapıyor. Eğitim işine çok karışmıyor ama öyle bir duruş sergiliyor ki; “ben konuşacağım zamanı bilirim, ama konuşursam da iyi konuşurum!” duruşunu vücut dilinden rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Zaten az konuştuğu belli olan baba konuşmaya başlayınca, öğrenci hemen stres oluyor, ipleri koparmak üzere olduğu vücut dilini sergilemeye başlıyor. Ama baba, çocuğun vücut dilini hiç okuyamadığı için sert tonlu kibar cümleli eleştirisini sürdürüyor.

SAKIN HA!

diyoruz babaya, çocuğunuza uzak duruş baskısını yapmayı sürdürmeyiniz. Onunla sadece sohbet ediniz. Onun varsa bir başarısızlığı, kendisinin anlatmasını sağlayınız. Çözüm bulmaya öğrenciyi etkileyen dış sorunları çözerek başlayınız. Aksi halde çocuk, sizinle ipleri koparabilir, size tepki gösterebilir.

Öğrenci-Eğitimci Diyaloğu:

Yani çocuğun benimle diyaloğu çok olumlu. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Anne, baba siz susunuz, beni öğretmenlere emanet ediniz. Bu da ortada hiçbir sorun olmadığının en büyük kanıtıdır. Çünkü, öğrencilik eğitimi sadece öğretmenin yapacağı bir şeydir. Burada ailenin yapması gereken şey, çocuklarına iyi bir eğitim ortamı sağlayıp, daha çok öğretmenlerle diyaloğ kurarak çocuklarının eğitimini yürütmektir.

İKİNCİ DURUM: ÖĞRENCİNİN ÇELİŞKİLİ DURUŞU

“Başarı grafiği sürekli yükselen bir öğrencinin anne ve babası benimle görüşmeye geldi. Velilerimize göre çocuk, sınav başlayınca hiçbir şey hatırlamamaya başlıyor. Bilgileri, formülleri unutuyor. Bana verilen bu bilgi üzerine, bilgi kıskançlığı sendromundan başlayıp bir yığın yorumlamaya girdiğim ve sohbetin uzadığı bir noktada veliler, bir de çocuğun soruları çok hızlı çözdüğünü bundan dolayı da zaman zaman bildiği soruları yapamadığını söylediler. Bunu söyleyince de ben sorunun ne olduğunu hemen anladım. Çünkü aile evlerine çok yakın olan bir Anadolu lisesini kazanması yönünde çocuğa nokta hedef göstermişler.”

Anne-Babanın Tutumu:

Anne ve baba, çocuklarını vücut dili ve davranışını bir öğrenci olarak iyi yorumlayamıyorlar ve öğrenciden gelen verileri rafine etmeden alıp kullanıyorlar.

Anne ve baba ikinci hatayı çocuklarına “nokta hedef” tayin ederek yapıyor ve  beklentilerinin ne olduğunu çocuklarına açıkça söylüyorlar. Böylece aile, çocuklarını çok hızlı bir şekilde beklenti baskısı altına sokmuş oluyor.

SAKIN HA!

Anne babalar, çocuklarınıza nokta hedef belirlemeyiniz. Sadece genel hedefleri ortaya koyunuz. Nokta hedef özellikle ÖSS’de, şehir bazında yapılır. Şu şehre gidebilirsin onun dışında kazansan da gidemezsin, demeyiniz. Bu tip konuları sınavdan sonra tartışınız.

Öğrencinin Tutumu:

Çocuk da bu beklentiyi karşılayamama korkusuna kapılıyor ve streslerin en tehlikelisi diye adlandırdığım beklenti baskısı kaynaklı bir stres ortaya çıkıyor. Çocuk anne ve babasının beklentisini gerçekleştirememe korkusu yaşıyor ve onlara mahçup olmamak için, öğrencilik çizgisinden çıkıp her insanın başına gelebilecek bir bahane üretiyor: “Sınavda bana bir şey oluyor ve her şeyi unutuyorum!” Böylece, olası bir başarısızlığı elde olmayan bir nedene dayandırıp sadece birey olarak rahatlamaya çalışıyor. Aslında öğrenci unutmuyor, bunu bir bahane olarak ileri sürüyor. Yani burada yaşanılan bilgi kıskançlığı sendromu değildir.

Öğrenci bazen yaptığı hataları ailesi ile paylaşırken, soruları çok hızlı çözdüğünü ondan hatalarının çok olduğunu söylüyor. Oysa, formülleri, bilgileri unutan öğrenci soruları hızlı çözemez. Buradaki durum, öğrencinin bir çok savunma mekanizması geliştirerek, yine olası bir başarısızlığı hoşgörülür hale getirmektir. Yine sorun nokta hedef belirlemekten kaynaklanıyor.

SAKIN HA!

diyoruz anne babalara, çocuklarınızın ileri sürdükleri bahaneleri, rehber öğretmenlere danışmadan hemen kabullenmeyin. Çözüm rehber öğretmenlerdedir. Sizin de yardımlarınızla rehber öğretmenlerimiz en doğru olanı bulacaktır.

Hoşça kalınız.

SÜLEYMAN BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir