NEREYE KADAR DERSHANE NEREYE KADAR ÖĞRENCİ?

Öğrenciler ya sadece dershaneye giderek üniversite giriş sınavına hazırlanıyor.

Ya da hem okul, hem de dershaneye devam ederek SBS ve YGS-LYS’ye hazırlanıyor.

ÖSYM istatistiklerine göre bir yıl önce sınava girmiş ama başaramamış olan öğrenciler ikinci girişlerinde yani mezun öğrenci olduktan sonra daha çok başarılı oluyorlar.

Yani lise son sınıf öğrencilerine göre mezun öğrencilerin başarılı olma oranı daha yüksek.

Ancak burada şuna da dikkat etmek gerekir ki, ikinci girişte öğrenciler puanları nereye tutarsa o üniversiteye kayıt yaptırıyor ve şanslarını üçüncü kez denemiyor.

1980-2000 yılları arasında dershaneciliğin hızla tanındığı ve talep görmeye başladığı bir dönem oldu.

KONULARI OKUL, TEST PRATİĞİNİ DERSHANE ÖĞRETİYORDU

Bu yıllarda öğrencilerin okul derslerini yok sayması, okul öğretmenlerinin anlattıklarını dinlememesi diye bir şey yoktu.

Öğrenci okuluna ve okul öğretmenlerine sıkı sıkıya bağlıydı ve okulda konuları öğretmeninden dinleyip, dershaneye gelir, bir de dershane öğretmeninden konuyu tekrar dinlerdi. Sonra da test uygulamaları ile hem öğrendiklerini pratik eder, hem de soru çözüm tekniklerini geliştirirdi.

O yıllarda dershane okulu tamamlayan, onun yapamadığını yapan bir takviye kuruluşu idi.

Geçen zaman içerisinde dershane sayısı ve dershaneler arası rekabet hızla arttı.

DERSHANELERİN 360 DERECE REKABETİ KENDİLERİNE DE ÖĞRENCİYE DE ZARAR VERDİ

Dershaneler kendi aralarındaki rekabette fark yaratmak için okullarla rekabete girmeye ve “ben okulunun da yerine geçecek kadar güçlüyüm” duruşunu ve söylemini ortaya koymaya başladılar.

360 derece rekabet, hareket edilen sıfır noktasına tekrar dönmek demektir. Bu da dershaneleri asıl görevlerinin dışındaki alanlara da sevk etti. Ancak yapılanmalarını çok aşan bu durum onları sarstı.

Çünkü dershanelerin ayakları altındaki zemin ve en önemli destekleyici unsurları olan okulun, öğrenci tarafından devre dışı bırakılması ile, dershaneler konuları sıfırdan öğretme ve test pratiği verme arasında kalmış, zamanlarının sınırlı olması nedeniyle, sadece asli görevleri olan test pratiğine ağırlık vermek zorunda kalmışlardır. Bu aslında dershanenin dershane olma refleksinden başka bir şey değildir. Yani dershane doğal tepkisini göstererek kendisi gibi davranmıştır.

DERSHANENİN DERSHANE OLMA REFLEKSİ DOĞAL BİR SONUÇTUR

Dershaneler son sınıfta sınava girecek olan öğrenciye SBS için 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıf konularının tamamını az ya da çok anlatmak zorunda.

YGS ve LYS’de ise daha geniş bir konu yükü ile karşı karşıya kalır. Son sınıf olan 12. sınıftaki bir öğrenci, 6., 7., 8., 9., 10., 11. ve 12. sınıf konularını görmek zorunda. 6., 7. ve 8. sınıflar 9. sınıfla bağlantılı olduğu için özellikle bir matematik öğretmeni mutlaka bu yılların konularına da dönmek zorundadır. 9. sınıf ise bütün 10., 11. ve 12. sınıf konuları ile bağlantı içerisindedir.

Dershaneye son sınıfta kaydoluyorsunuz ve dersler Ağustos ayında başlıyor. Bu konuların büyük ölçüde Mart, tam olarak Mayıs ayında bitmesi gerekiyor. Yani konular en erken 8 ay en geç 10 ay içerisinde bitecek hem de bütün ilköğretim ve ortaöğretimde toplam 7 yılda anlatılan bu konular 8 ayda bitecek. Hadi bakalım ne yapacağız şimdi?

DERSHANELER 7 YILDA ANLATILAN KONULARI 8 AYDA BİTİRMEK ZORUNDA

Peki neden bu böyle? Çünkü dershaneler okulun yerine geçip konuları sıfırdan, en baştan anlatma ve öğretme yükü altına girmiş durumdadırlar.

Oysa dershaneler, hatırlatma amaçlı kısa anlatımları takiben, test pratiğine ve uygulamalara geçmek olan gerçek vizyonlarına bürünmüş olsalardı bu sorun da olmayacaktı.

Bu süreç beraberinde, dershanelerin ders saatinde yoğun konu anlatımına başvurmalarına ve konu tekrarları için etüt uygulamalarını artırmalarına neden olmuş ve test pratiği yeterince alınamayınca da bu durum dershane dışındaki özel ders arayışlarını beraberinde getirmiştir.

SORUN BU! ÇÖZÜM NE?

Öğrenciler, okul derslerine önem vermeliler. Öğrenmenin, okulda alınan bilgiyi takiben dershanenin yapacağı uygulama ile gerçekleşme aşamasına yaklaşacağı unutulmamalıdır.

Bu nedenle, öğrenciler okuldan orta öğretim başarı puanına katkı sağlasın diye yeterli düzeydeki notu alıp, ondan sonrasının önemsiz olduğu düşüncesine kapılmamalıdırlar.

Öğrenciler özellikle, okula, o gün anlatılacak olan konuya çalışarak, yüzeysel de olsa bir ön bilgi sahibi olarak gitmelidirler.

Dershanelerin, sadece okulda öğrenilen konuları ileriye taşıyabilecekleri unutulmamalı. Onlardan okulların 7 yılda yetiştirdiği müfredatı 8 ayda sağlıklı bir şekilde yetiştirebileceği beklenmemelidir.

“Dershane neyi ne kadar yapabilir?” sorusuna verilebilecek en kestirme yanıt şudur: “Öğrencinin okulda öğrendikleri hakkında test pratiğini geliştirir.”

Unutulmaması gerekir ki, dershaneler “sekiz ayda konuları hangi genişlikte anlatırsam bütün konuları anlatarak bitiririm” diye bir strateji belirlerler.

Bu stratejinin en hazin sonucu konuları yetiştirme kaygısının, konuları öğretme amacının önüne geçmesidir.

Çünkü dershaneler öğrenci ve ailesi ile bütün konuları anlatıp bitirmek için bir sözleşme yapıyorlar.

Dershane bu talep ve bu sözleşmeye uyarak bütün konuları anlatıyor ve zamanında bitiriyor.

Öğrencilerin ise bu anlatılan konularla yetinmeyip mutlaka, hem dersi dinlemeden önce hem de dersi dinledikten sonra konuları öğrenme amacıyla çalışmaları gerekmektedir.

Sevgili öğrenciler. Unutmayınız ki; “beyin duyunca değil yapınca öğrenir.”

Sağlıklı ve mutlu kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir