KOLAY ÖĞRENME – 1

ÖĞRENMEDE DİNLENMENİN ÖNEMİ

Pratik öğrenmenin yedi basamağı ve pratik öğrenmenin on dört koşulu adlı yazılarımızı dikkatlice okuduktan sonra bu yazımızı okumanız halinde kolay ve kalıcı öğrenmeyi daha iyi anlamış olacaksınız.

Bugün öğrencilerin sabahın erken saatlerinde servise yetişmek ile başlayan koşuşturmacası; okul, dershane ve sonra da özel öğretmene, oradan vakit kalırsa test ödevlerini yapmaya, belki de okul yazılılarına çalışmaya kadar uzayıp gider.

Hafta sonu bütün dünya öğrencileri dinlenir, beyinleri de hafta içinde aldığı bilgileri kendiliğinden işler, pekiştirir ve keyifli bir öğrenme kendiliğinden yaşanır.

Oysa ülkemizde öğrencilerin en yoğun ders dinlediği ve yorulduğu günler Cumartesi ve Pazar günleridir.

Hafta içinde ise dershane sınavları, dershane dersleri, dershane etütleri ve kalan zamanda da birebir dershane derslerine katılan öğrenci için artık türev, düzlem aynalar, vektör veya cümlede anlamdan daha çok hissedilen bir şey var ki, o da yorgunluktur.

Yorgun çalışılan konuyu ve yorgun dinlenilen derste elde edilen bilgiyi beynimiz uzun süreli belleğe aktaramaz. Kısa süreli bellekte, çok kısa bir süre oyalanan bilgi hemen uçup gider.

Yorgunken elde edilen bilginin kısa sürede unutulmasını engellemek mümkün değildir.

Öğrencinin uyku hariç her anını test çözme ve ders çalışma ile dolduran üstün gayretli bazı eğitimciler, nasıl bir hata yaptıklarının dahi farkına varamazlar.

Onlar beynimizin aktivite, dinlenme ve iletişim aşamasında, daha önce elde edilen bilgileri işlediğini pekiştirdiğini hiç hesaba katmazlar.

İçinde öğrenciye dinlenme ve aktivite şansı tanımayan çalışma programları, tam anlamıyla unutma programı niteliğinden başka bir niteliğe sahip olamazlar.

Öğrencinin aldığı bilgilerin uzun süreli belleğe akışında önemli bir kavşak olan kısa süreli belleğin bilgi alma kapasitesi 7 ile 2 birim aralığındadır. Bu durumda kısa süreli belleğe gelen bilginin işlenip uzun süreli belleğe gönderilmesine fırsat verilmeden, art arda hızlı ve hiç dinlenmeden yapılan çalışmalar, bilginin işlenmeden dışarı atılmasına neden olur. Bu nedenle, kısa süreli belleğe gelen bilgilerin işlenmesine fırsat verilmelidir.

Yani az sayıdaki bilgiyi yavaş yavaş ve düşünerek çalışmak, kalıcı ve öğretici bir yöntem iken çok sayıdaki bilgiyi hızlı ve hiç düşünmeden, hiç dinlenmeden tekrar etmek, daha unutmaya başından başlamak demektir.

Bu durumda öğrenmeyi kolay ve kalıcı hale getirmek için, ders çalışma masasına ve sınıfa dinlenmiş olarak gitmek ve ders sonralarında yani evde yapılacak olan çalışmalarının sonunda yine zenginleştirilmiş yani çeşitlendirilmiş bir şekilde dinlenmek gerekir.

UYARICI YETERSİZLİĞİ ÖĞRENMEYİ ENGELLER

Dışarıdan gelen çeşitli uyarıcıların az veya çok yüksek olduğu ortamlarda bulunan öğrencilerinin öğrenmeleri yavaşlar.

Çok yüksek ses ve gürültü ya da çok hareketli ya da zihnin ilgisini çeken çok sayıdaki objenin bulunduğu bir ortamda öğrenci önündeki bilgiye yoğunlaşamaz.

Aynı şekilde, uyarıcıların azaltıldığı bir odada ders çalışan öğrenci de, aklını derse vermez.

Bazı aileler çocuğun odasının camını ses geçirmez cam, kapıyı sünger kapı yapıp, çocuk evde ders çalışırken evde karartma uygularlar.

Oysa bu düzeydeki sessiz bir ortam dikkatin daha çok dağılmasına ve çocuğun dikkatini derse vermemesine yol açar.

Uyarıcı bakımından yeterli düzeylerde oyun oynayarak büyüyen çocukların problem çözme yeteneklerinin arttığı bilinmektedir.

Bugün ailelerin, daha çok soru çözsün diye çocuklarını bütün dış uyarıcılardan soyutlayarak odaya kapatmaları, aslında onların öğrenmelerinin önündeki en büyük engel olarak karşımızda durmaktadır.

Dershanelerdeki, okuldaki bütün öğretmenler, öğrenciler ve aileler şunu unutmamalı ki; öğrenci öğrenme molası vererek çalışmadığı sürece, bilgileri uzun süre aklında tutamaz.

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir