HIRS MI YOKSA MOTİVASYON MU BAŞARIYI GETİRİR?

Öğrenciyi başarıya taşıyan; motivasyon mu yoksa hırs mıdır?

Siz, çocuğunuzun yüksek bir motivasyona mı yoksa büyük bir hırsa mı sahip olmasını isterdiniz? Çocuğunuzda bunlardan hangisinin olması sizi rahatlatırdı?

Motivasyon ve hırstan kulağınıza hoş gelen hangisi?

Öğretmenin çocuğunuz için “motivasyonu yüksek bir öğrenci” demesini mi duymak isterdiniz, yoksa “çok hırslı bir öğrenci” demesini mi?

İyi düşünün! Çünkü bu soruya vereceğiniz yanıt, çocuğunuzun eğitimi ile ilgili çok şeyi belirleyecektir.

Aileler bugün, kaynağı bilgi ve öğrenme olan motivasyonun o zahmetli ve sabır isteyen özelliğine ayak uyduramayınca, motivasyonla hırsın tek ortak noktası olan “ders çalışma” yönüne odaklanarak, ikisini aynı şeymiş gibi algılayıp, kendileri için daha az zahmetli olan hırsı seçmektedirler.

Hırs, öğrenciyi belirli korku odakları kullanarak sürekli ders çalışır durumda tutmak için başvurulan yöntemden başka bir şey değildir.

Aileler en çok, çocuğun bir rakip belirlemesi ya da sıralamadaki yeri konusunda onları hırslandırmaktır.

Hırsa kapılan çocuk, bir arkadaşını geçme veya o arkadaşının kendisini geçmemesi durumuna odaklanır ve geri kalmamak için korkuyla masadan ve kitap başından ayrılamaz.

Oysa motivasyonda öğrenci kendi bildikleri ve öğrendiklerinden dolayı, daima önündeki basamaklara ve sınavlardaki netlerine odaklanır. Bilgi ve öğrenme ona güçlülük psikoloji ve özgüven verir.

Motivasyonu olan öğrenci korkmaz. Çünkü kontrolün kendisinde olduğunu hisseder. “Çalışırım netlerimi arttırırım” diye düşünür. Kontrol kendisinde olduğu için de aşırı kaygı ve strese kapılmaz. Korkuya kapılmadığı için de, beyin sadece öğrenmeye ve hedefe odaklanır.

Hırs halinde ise, öğrenci kontrolün kendisinde olmadığını bilir. Çünkü kendisi bir sınavda ne kadar net çıkartırsa çıkartsın, onun öne geçmesini belirleyen etken, rakip saydığı arkadaşlarının daha az net çıkartmasıdır.

Bu da öğrencinin kontrol odağı kendisinde olmayan bir korkuya kapılmasına yol açar. Beyin öncelikle korkuya odaklandığı için de, öğrenme yavaşlar, bilgiler çabuk unutulur, algılama düzeyi düşer.

Bir öğrenciyi motive etmenin yolu, onun başaracağına olan inancını arttırmaktan geçer. Başaracağına inanmak için ise konuları öğrenip, soruları çözmeye başlaması gerekir.

İşte bu çoğu zaman zahmetli ve sabırlı bir eğitim planlamasının hayata geçirilmesini de gerekli kılar.

Öğrencinin motivasyonu bu nedenden dolayı sürekli değişkenlik gösterir. Öğrenci başardığını gördükçe motivasyonunu yükseltir. Ancak iyi geçmeyen sınavlardan sonra, motivasyonda düşüş yaşanır. Bu inişler çıkışlar, gel-gitler, motivasyon gerçeğinin içinde her zaman bulunan unsurlardır.

İşte motivasyondaki bu iniş çıkışlar çok doğal olmasına ve her şeyin yolunda gitmekte olmasına rağmen, bu durum karşısında hem aileler hem de öğrenciler paniğe kapılır.

Oysa hırs halinde, öğrenci, her başarısızlıktan sonra daha büyük bir korkuyla ve öfkeyle masaya sarılıp, oradan hiç ayrılmadan çalışırlar.

Bu durumda ise, “korkuya kapılan beyin öğrenemez, ezberler” kuralı devreye girer.

Bilindiği üzere, ezber bilgi beyindeki “ateş almaya gelen misafir” gibidir, yani kalıcı değildir. Zaten kalıcı olsa da değişik sorulara uygulanamaz ve “biliyorum ama soruları yapamıyorum” diye çaresizce söylenen öğrencilerin ortaya çıkmasına yol açar.

Kısaca şunu söylememizin yeterli olacağını düşünüyorum:

Hırsın yönü ne hedef ne de başarıdır. Hırsın yönü; bulunulan ortamda öne geçme isteği ve hedef alınan kişilerdir. Hırs öğrenciyi verimsiz bir şekilde çalıştırır durur. Ancak motivasyon ile bir günde alınan yol, bir yılda alınamaz.

Motivasyonun yönü ise; doğru hedef ve gerçek başarıdır. Motivasyon öğrenciyi hiçbir dış uyarıcıya ihtiyaç duymadan kendiliğinden çalıştırır.

Yazımızı bitirirken geçenlerde bir anne-babanın eğitim konusundaki farklı görüşüne tanık oldum. Konu şuydu: Çocukları başarılı bir öğrenciydi ve bir dershanenin birkaç güne yayılmış olan ödüllü deneme sınavına girecekti. Çocuk bu sınava ilk gün giren arkadaşlarının ona, “aklımızda kalan soruları sana verelim” teklifini geri çevirir.

Bu olay karşısında anne; “neden almadın herkes alıyor, sen de alsaydın, belki birinci olurdun” diyerek çocuğunu eleştirirken, baba “iyi ki almadın neyin ölçüsü olurdu ki bu? O zaman bu sınav senin hedefe ne kadar yaklaştığını göstermezdi” diye çocuğu destekliyordu.

Burada anne hırsı, baba motivasyonu temsil ediyor.

Peki ya siz, ne yapardınız? Sizce anne mi haklı yoksa baba mı?

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir