HER ŞEY SERBEST, ANCAK…!

Öğrenci, okuldan sonra bir birey olarak özgür kalmak ve içinden ne geliyorsa doya doya onu yaşamak ister.

Aileler, çocuk doğrudan eve gelsin, hemen masaya oturup ders çalışsın ister.

Öğretmen, öğrencisinin verdiği ödevleri yapmasını, yazılılara hazır olmasını, sınıfta kıpırdamadan ders dinlemesini ister.

Bu üçü de birinden habersiz, iletişimsiz aynı ortamı paylaşırlar çoğu zaman ve bu üç kesimin de haklı istekleri yine bu iletişimsizlik yüzünden büyük bir çatışma içerisine sürüklenmelerine yol açar.

Elbette ki, öğrenci okul veya dershane sonrası hobiler ve aktivitelerle rahatlamalı.

Elbette ki, anne-babalar, çocuklarının düzenli ders çalışmasını beklemeli ve bunun da takipçisi olmalı.

Elbette ki, öğretmen özellikle ödev vermeli ve bu ödevleri hiç aksatmadan takip etmelidir.

Bu üç kesimin dengeli bir şekilde programlanması, iyi bir rehberlik hizmeti ile mümkün olabilmektedir ancak.

Desinler, anlatsınlar, şaşırsınlar, söz konusu etsinler diye yapılan rehberlikler öğrenciye büyük zararlar vermektedir.

Desinler rehberliğinin başında, dershanede sabahlamak, sabaha kadar öğrencileri dershanede tutarak soru çözdürmek girişimi gelir.

Bir rehber öğretmenin kafasından çıkması mümkün olmayan bu düşünce olsa olsa, rekabet ve öne geçme psikolojisi içerisindeki yöneticiler tarafından ortaya konulmaktadır..

Aileye sordum: “Çocuğunuzu neden o dershaneye kaydettirdiniz?”

Aile yanıt verdi: “Hocam, o dershanede, ödev yapmayanları herkesin önünde aşağılayıp, azarlıyorlar. Benim çocuğum bundan anlar.”

Deveye sormuşlar; boynun neden eğri. Deve yanıt vermiş, nerem doğru ki?

Çocuğunu bu kimlikte yetiştiren ailenin böyle bir seçim yapması da aslında şaşılacak bir şey değil.

Başlığımıza dönelim şimdi. Öğrenciye “her şey serbest ancak!..” adını taşıyan başlığımız aslında PREMACK İLKESİNİ ifade ediyor.

Premack’a göre insanlar bir çok etkinlik yapmaktadır. Bunlardan bir kısmını çok sık ve severek yapmakta, bir kısmını daha az ve isteksiz bir şekilde yapmaktadırlar.

Öğrencilerin sık ve severek yaptıkları şeyleri kullanarak, az ve isteksiz yaptıkları şeyi yapmaları teşvik edilebilir. İşte buna Premack ilkesi adı verilir.

Aslında bu birçok araştırmacının “yaparsan yaparsın” ilkesi diye tanımladıkları şeyden başka bir şey değildir.

Yani öğrenciye ödevini yaparsan, konu tekrarını yaparsan, televizyon izleyebilirsin demektir.

Bu durumda öğrenci, severek yaptığı şeye ulaşmak için az keyif aldığı derse çalışacaktır.

Tabi burada aklımıza şu soru da takılmıyor değil, öğrenci bir ödül gibi gördüğü TV izlemeye ulaşmak için, sıkıntılı bir şekilde ders çalışırsa bu durumda öğrenme gerçekleşmeyecektir.

Premack ilkesi kesinlikle başka unsurlarla desteklenmeli, öğrencinin zihnini açan, onu öğrenmeye heveslendiren dinamikler devreye ayrıca sokulmalıdır.

Öğrenciyi öğrenmeye heveslendiren iki temel etken vardır. Bunlar: İçsel hedef ve çalıştığı konuyu öğrenmeye başlaması. Çalışınca soruları doğru yanıtlayabilmesidir.

Bugün hemen hemen her evde, farkında olmadan uygulanan Premack ilkesinden bir zarar görmemek için yukarıdaki uyarımız mutlaka dikkate alınmalıdır.

Anne çocuğuna diyor ki; “Matematik ödevini yapmadan asla TV izleyemezsin.”

Çocuk bunu zihninde şu şekilde yapılandırıp algılıyor: “Lanet olsun şu Matematiğe, TV izlememi engelliyor. Nefret ediyorum, kümelerden de, türevden de…”

İşte asıl tehlikeli olan da bu. Öğrenme sevgiyi, sevgi daha çok ve kalıcı öğrenmeyi sağlar. Belki de hiç unutulmaması gereken şey budur.

Hoşça kalınız.

Süleyman Beledioğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir