HAZIRLANMA KAYGISI

Kaygı; belirsizliğin yarattığı bir baskıdır. Olacakları, geleceği görememenin büyüttüğü bir sorun yumağıdır. En olumsuzu düşünmek ve bundan kurtulamama halidir.

Öğrencinin kaygısı; sınava hazırlanırken karşılaşacağı, engelleri ve sınav anında karşısına çıkan beklenmeyen durumların başarısını olumsuz etkileyeceği düşüncesinden kaynaklanır.

Öğrencinin öğrenme aşamasında, yani sınava hazırlanma aşamasında öncelikle konuları öğrenemeyeceğini, düzenli çalışamayacağını, öğretmenlerinin kendisine yardımcı olamayacağını düşünmesi onu bir kaygıya doğru sürükler.

Bu kaygı daha sonra, kendisinden daha başarılı görülen arkadaşlarının, sınavı kazanacağı ama kendisinin kazanamayacağı tarzında gelişme kaydeder.

Bir süre sonra sınava hazırlanan arkadaşları ile rekabete girerek, rakip takıntısı psikolojisine sürüklenirler. Rakip takıntısı ise, öğrencinin, rakip olarak gördüğü arkadaşlarının kendisinden daha çok çalıştıkları, onların çalışma ortamlarının daha iyi olduğu, onun severek çalıştığı gibi, zihni meşgul eden, çözümsüz düşüncelere kapılmasına yol açar.

Çalışma aşamasındaki kaygı, öğrencinin, çalıştıklarımdan değil de, hiç çalışmadıklarımdan sorular gelecek tarzında bir düşünceye kapılmasına da yol açar.

Böyle bir düşünce, öğrencinin en iyi çalıştığı dönemlerde dahi kendisini güvende hissetmemesine yol açar.

Öğrencinin çalışma aşamasında yaşadığı kaygının en etkili nedenlerinden biri de “süreçsiz öğrenme” anlayışına sahip olmasıdır. Yani, bir konuyu bir iki saat çalışıp, bir iki saat ders dinleyince anlayabileceğini, yeterli seviyeye geleceğini düşünmesidir.

Oysa öğrenme bir süreç işidir. Bir konuyu öğrenmek ve oradan gelecek olan soruları çözebilmek için, o konunun bütün ayrıntıları ve bağlantı içerisinde olduğu konularla birlikte öğrenmek gerekir. Elbette ki, bu da birkaç saatlik bir çalışma ve ders dinlemeyle olabilecek bir şey değildir.

Çalışma ve sınava hazırlık aşamasındaki öğrencinin kaygı yaşamasını engellemek için, ona “sınava hazırlık ve çalışma” tanımının çok iyi yapılması gerekir ve unutulmamalı ki, her öğrencinin “sınava hazırlık ve çalışma” tanımı birbirinden farklıdır.

Çünkü her öğrencinin algılama biçimi, temel eğitim düzeyi, zeka türü, o konuya yatkınlığı farklı farklıdır. Eğer bu farklılıklar göz önünde bulundurulmadan, herhangi bir öğrenciye veya her öğrenciye aynı tanımlama yapılırsa çok hatalı bir adım atılmış olur.

Öğrenci sınava hazırlanırken, hangi aşamada, ne tür sorunlarla karşılaşacağı ve bu sorunların kendisini nasıl etkileyeceğini bilirse, sınava hazırlığının bir yol haritası çizilmiş olur, bu yolda ilerlerken dönemeçleri, bozuk zemini, dar yerleri bilerek ilerleyeceği için, her karşılaşacağı sorundan sonra “acaba daha ne büyük sorunlar karşıma çıkacak” düşüncesine kapılmaz. Yani yolunu kaygısız bir şekilde katetmeye devam eder.

Bu nedenle, gerek rehber öğretmenlerin gerekse de öğretmen ve ailelerin, öğrenciyi doğru bir şekilde bilgilendirmesi, onun önünü ışıtacak ve kaygı oluşumunun da büyük ölçüde önüne geçilmiş olacaktır.

Öğrencide kaygıya yol açan, çalışma aşamasındaki başlıca sorunlar şunlardır:

I. Çalışmasına karşın yeterince başarılı olamaması

II. Çalışmalarını zaman zaman aksatması

III. Girdiği sınavda istediği sıralamaya girememesi

IV. Bazı arkadaşlarının konuları daha hızlı anlaması

V. Çalışmalarının yetersiz olduğunu düşünmesi

VI. Soruların başarısız olduğu konulardan geleceğini düşünmesi

VII. Aile ve çevrenin beklentisini gerçekleştirememe düşüncesi

VIII. Diğer öğrencilerin kendisini geride bırakacağına inanması

IX. Ne kadar çalışsam da konuları öğrenemeyeceğim düşüncesi

X. Sınırları kesin olan vazgeçilmez hedef konulması.

Bu kaygı kaynaklarını daha da çoğaltmak mümkündür. Ancak karşımıza en sıklıkla çıkan kaygı kaynakları bunlardır.

Yapılması gereken şey, yukarıda saydığımız sorunların seyrini, çözümünü, doğallığını öğrenciye anlatmak ve bunların sınavı kazanmaya engel olmayacağına öğrenciyi inandırmaktır. Yani yaşanılan sorunun kendisine özgü olmadığını, genel bir sorun olduğunu ve herkesin eşit koşullarda sınava gireceğini ona kabul ettirmek gerekir.

Hoşça kalınız.

SÜLEYMAN BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir