EZBER İLE ÖĞRENME ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

Kendi kendimizin doktoru, kendi kendimizin avukatı, kendi kendimizin öğretmeni olmaya kalkıştığımız sürece bireysel ve toplumsal hatalardan kurtulamayan bir ülke olmaya devam ederiz.

Doktor hastasına, öğretmen öğrencisine söz geçirmekte zorlanıyor bu ülkede. Oysa defalarca gösterilen yolun biraz yokuş olması durumunda tam tersine giderek yaşamımızı kolaylaştırdığımızı, yokuşu inişe çevirdiğimizi zannederiz hep. Evet bu bir iniş. Çünkü yol hatalı, yön hatalı, gidişat hatalı.

Yazıma böyle başladım. Sevgili öğrencilerim beni bağışlayınız. Çünkü yıllardır Türkiye’de eğitimde katedilemeyen yolun imdadına yetişmeye kalkışan dersanelerin aslında soru ezberletmekte öte bir şey yapmadıkları söyler dururum. Bunu söylemekle kalmaz, özellikle matematik başta olmak üzere bu ezberin önüne nasıl geçileceğini öğrenciye değil öncelikle öğretmene anlatırım sürekli.

Ama ülkede öyle bir eğitim koalisyonu kurulmuş ki, öğretmen ezber üzerine yetişmiş, öğrenci ezberi en iyi eğitim sayar olmuş. Bu iki kavramın okullarda karşılaşmasından bir sonuç elde edilemeyince de dershaneler ortaya çıkmış. Ama aynı kafa aynı tebeşir burada da sürüp gitmiş. Ve geriye bakıldığı zaman sadece 2005 yılında OKS’den gelen 25 matematik sorusunun 2,5’i öğrencilere yaptırılabilmiş. Yine 2005 ÖSS’de öğrencilere sorulan 45 matematik sorusunun 7,9’u doğru olarak yanıtlanabilmiştir. Diğer branşlardaki manzara bundan daha da kötü olarak karşımıza çıkmıştır.

Öğrenci dershanelerde de hüsrana uğrayınca, birebir aldığı özel derslere yönelmiş, duyulunca dudakları uçuklatan akıllara zarar rakamlarla veliler çocuklarına özel ders aldırmaya başlamıştır. Fakat bu özel dersler çok büyük bir felaketi de beraberinde getirmiştir. Çünkü, hemen yanıbaşında duran hocaya soru çözdürmeye alışmış olan öğrenci, sınava tek başına girdiğinde ve aynı sorular sorulmadığı için sanki hiç eğitim görmemiş gibi büyük bir başarısızlıkla karşılaşmıştır. Bu durumda artık öğrencinin, ailesine verdiği maddi zarara, çevresine karşı duygu mahcupluğuna ve kendisini zeka seviyesi düşük, değersiz bir birey olarak görmeye başladığına şahit olmuşuzdur hep.

Aileler “aman çocuk elden gidiyor!” diye, önce ülkedeki özel üniversiteler, o olmazsa “her şeyini satıp yurtdışında okuturum” kararlarını almaya başlamıştır.

Emin olunuz aileleri maceraya, öğrencileri psikolojik buhrana sürükleyen bu arka arkaya gelen ve çok pahalı satın alınmış olan başarısızlıklar ince bir çizgiyle başarıdan ayrılmıştır.

Ezber ve öğrenme arasındaki bu ince çizgide belki de suçlu bulmak da zor ama, bir suçlu bulacak olursak en son öğrenciyi saymak zorundayız. Çünkü öğretmen yetiştiren fakültelerde ezberci eğitime karşı söyleyişlere çok rastlarız ama, ezberci olmayan eğitimin ne olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğini doğru, pratik ve kesin olarak ele alan bir akademik çalışmaya rastlayamayız.

Ben öğretmen yetiştiren fakültelerden mezun olmuş, ama “Çocuğun konu açığı yok ama soruları çözemiyor” diyen öğretmene çok rastladım. Bu belki de bizim ezber ile öğrenme arasındaki o ince çizginin, öğretmeni ile, fakülteleri ile, öğrencisi ile hep ezber kısmında, üstelik de sırtımızı öğrenmeye dönük vaziyette durduğumuzun en büyük kanıtıdır. Bu neye benziyor biliyor musunuz? “Ben araba kullanmayı biliyorum ama, direksiyona geçince kullanamıyorum.” Bizler bunu nasıl komik ve inanılmaz buluyorsak, aynı şekilde “Konuları biliyor ama soruyu yapamıyor!” yakıştırmasını da komik bulmak zorundayız. Adresi bilen yolu bulur, bilmeyen bulamaz. Bu kadar basit.

Ünlü bir İngiliz eğitimci öğrenmenin üç önemli aşamasını sırasıyla şöyle vermiştir:

“Konuyu tanıma” sonra “Konular arasındaki farkı ve benzerlikleri ayırt etme” ve en son aşama ise “Üretim aşaması, yani öğrenme aşaması”.

Peki öğrencinin konuyu tanıma aşaması nedir? Aslında öğrencilerin “konuları bilmeme rağmen soruları çözemiyorum” demesi konuları tanıma aşamasında kaldıklarının bir göstergesidir. Yani konuları ana hatlarıyla ya da ayrıntısıyla bizlere aktarabiliyor ama bu aktardıklarını ileriye ve geriye doğru esnetemiyor. Yani az sonra göreceğimiz üzere konular arasındaki farklılık veya benzerlikleri ayırt edemiyor. Aynı tanım veya bilginin içindeki başka bilgileri fark edemiyor, ve o bilgilerin açılımlarını yapmayı aklına bile getirmiyor. Genellikle öğrenciler kitap ya da defterde yazan bir bilgiyi eksiksiz tekrar edince ve o bilgiyi eksiksiz hatırlayınca, bütün soruları yapabileceklerini zannederler. Onun için okuyup geçmek ve okuduğu üzerinde hiç düşünmemek öğrencilerimizin içine düştüğü en büyük hatadır.

Öğrenmenin ikinci aşaması olan “Konular arasındaki farkı ve benzerlikleri ayırt edebilmeye” gelince;

Aslında bu birbiri ile bağlantılı iki konu arasındaki farkı ve benzerliği öğrenmektir. Bu konuya hakim olmak, soruyu çözmek için gerekli olan şifrenin bütün rakamlarını bilmek kadar önemlidir.

Basit bir örnek verecek olursak, fotosentez ve solunum arasındaki farkı bilmek buradan gelecek soruların yanıtlanmasında bunları ayrı ayrı bilmekten daha çok işinize yarayacaktır.

Ya da demokrasi ile cumhuriyet arasındaki benzerliği bilmek yine bunların ayrı ayrı tanımını bilmekten daha çok işinize yarayacaktır.

Bu nedenle konuların birbiri ile olan bağlantısını dikkate alarak çalışmak her zaman sizi başarıya ulaştıracak olan önemli bir kuraldır. Buna mutlaka uyulması gerekiyor.

Öğrenmenin son aşaması ise “Üretim” aşamasıdır. Yani bilgiyi kullanarak başka bilgiler elde edebilme gücüne ulaşmadır. Peki öğrenci öğrenme aşamasına geldiğini nasıl anlar?

Tabi ki bunun en büyük ölçüsü, o konudan gelen sorularda hiçbir bilimsel hata yapmıyor olmasıdır. Yani soruyu, sadece işlem hatası veya okuma hatasından yanlış yapıyorsa, eğer bunları yapmasaydı soruyu kesin olarak doğru yanıtlayacak idiyse; bu, konunun öğrenilmediği anlamına gelmez. Çünkü işlem hatası ve okuma hatası bir bilgi hatası olmayıp, dikkat hatasıdır.

Aslında öğrencilerin öğrenme aşamasını tamamladığının ve üretimaşamasına geçtiğinin en büyük kanıtlarından biri de, bir konuyu arkadaşına anlatıp, o arkadaşına o konuyu öğretebilmesi ve ona soruları çözdürtebilmesidir. Ben konuyu arkadaşlarına anlatarak ona soru çözdürten öğrencilerin netlerinin çok hızla yükseldiğine hep şahit olmuşumdur.

Bu nedenle sizden daha zayıf arkadaşlarınıza bir konuyu anlatma konusunda hevesli olmanız hem ona hem size çok şey katacaktır.

Sevgiyle kalınız,

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir