BENDEN SELAM SÖYLE MATEMATİĞE

Kanal A televizyonunda her Pazar saat 11.30’da yayına giren, Eğitim Editörü adlı programımda, Hipokampüs Dergisi Yayınları Matematik Editörü Haldun Öznar’a “bir yıl önce girdiği sınavda 10 matematik neti yapan öğrenci bunu bir yıl sonra 30 nete çıkartabilir mi?” sorusunu sorduğumda Haldun Öznar “10 neti 30 değil, 50 hatta 70 net yapmak mümkün” yanıtını vermişti.

Bu yanıt ülkede büyük oranda tartışılmış, Haldun Hoca’ya destek veren de, karşı çıkan da olmuştu.

Biz bir eğitim bilimci olarak, bu tarz yaklaşımı, başarmak için vazgeçilmez bir koşul olan “duygusal enerji ve duygusal hafızanın” devreye girmesi açısından oldukça olumlu bulmuştuk.

Öğrenci matematik öğretmeninden korkmamalı. Bazen matematik öğretmenleri gerçekçilik adına etrafa matematik korkusu saçmaktadırlar.

Yapamam diye korkan öğrenci de öğretemem diye korkan öğretmen de bilinç dışı olarak tek bir noktaya bakar.

Korkan hareket edemez. Olduğu yerde kalakalır. Korkuyla çalışan, sadece çalışa kalır. Boynu tutulur, aklı tutulur, kalemi tutulur ama asla öğrenemez.

Öğrencisini çalıştırmak isteyen matematik öğretmeni de, çocuğunu matematiğe çalıştırmak isteyen aile de hep aynı telden çalar: “Matematik zor ve zorunlu!”

Bu “matematik zor” vurgulaması çağdaş falakayı hatırlatır bana. Çocuğu bir özel ders hocasına teslim edip, “eti senin, kemiği benim” babından garip ve yararsız uygulamalarla sonuca ulaşmaya çalışan çok sayıda veli var bugün.

Keramet çocuğa özel ders aldırmakta değil, doğru ve bilimsel yöntemler uygulayan, doğru öğretmeni bulmakta.

MATEMATİKÇİ DEĞİL MATEMATİK ÖĞRETMENİ BULUNUZ

Keramet, çocuğa matematikçi bulmakta değil, keramet çocuğa matematik öğretmeni bulmaktadır.

Matematikçi “çocukta temel yok” kavramına sığınıp, ne yapacağını bilemezken, matematik öğretmeni temel var-yok demeden, çocuğun sorununa çözüm arayan, bulan ve sorunu çözen kişidir.

Çocukta matematik temeli yok bakış açısı çok sıklıkla dile getirilen bir düşüncedir.

Bu düşünce, kendi içinde, bu düşünceyi dile getirenin çaresizliğini de taşımaktadır.

Aslında bunu, bu temel yok sorununu dile getiren matematikçi “bende eğitim yöntemleri ve öğretme teknikleri ile ilgili bilgi ve temel yok” demeye getirmektedir.

Temel yok söylemi, eğitimin çaresiz hastalığıdır bence.

Neymiş bu temel eksiği? Geriye doğru birkaç yılı kapsayan bir miktar ya da çok miktar konu eksiği değil mi? Peki bu çocukta temel yok diyen matematikçi geriye dönük konuların tamamlanması için gerekli olan plan ve programı yapmayı mı bilmiyor, yoksa böyle bir şey hiç mi aklına gelmiyor?

Eğer matematikçi (bunu öğretmen olmayan ve matematik bilgisi satan anlamında kullanıyorum), temel yok yerine, şu konular eksik, çalışıp kapatırız diye yaklaşırsa, işte o zaman, matematikçilikten, matematik öğretmenliğine terfi etmiş olacaktır.

SORUYU ANLAMADAN İŞLEME GEÇMEK

Matematikte bazen öğrenciler soruyu anlamadan hemen işleme geçip, sonuca ulaşmaya çalışıyorlar ve elde ettikleri sonuç anladıklarından ibaret oluyor.

Amerika’da yapılan bir araştırmada, öğrencilere şu soru sorulmuş; “Bir gemide 20 koyun 16 keçi var, bu durumda kaptan kaç yaşındadır?” Öğrencilerin büyük çoğunluğu buna “kaptan 36 yaşındadır yanıtını vermiştir.

Sorunun neyi sorduğunu anlamadan işleme geçmek, bir temel eğitim sorunu değildir.

Bir davranış, bir zihinsel öncelikler sorunudur. Bu sorun üzerinde durularak kesinlikle çözülebilecek bir sorundur.

Bugün öğrencilerin, kurumsal ve ailelerarası rekabetin etkisiyle, daha çok daha çok, çok çok soru çözme yarışına girdikleri düşünülecek olursa, öğrenci, soruyu anlama davranışını göstermeden hemen yanıta geçmektedir. Böylece, öğrenci daha çok soru çözerek, çevrenin ve kurumun takdirini kazanmaya çalışmaktadır.

Günümüzde, çok soru çözdüren dershane, çok soru çözdüren özel hoca, çocuğu çok soru çözen aile kavramı hızla yaygınlaşıp toplumumuzda yer etmektedir.

TÜREVE DEĞİL MATEMATİĞE ÇALIŞINIZ

Sadece eksik olduğunuz konuya değil, bir bütün halinde, o konunun ilişkili olduğu bütün konuları da dikkate alarak matematiğe çalışırsanız kesin başarılı olur ve öğrendiğiniz konuyu asla unutmazsınız.

Hipokampüs Yayınları Matematik Editörü Haldun Öznar diyor ki; “Konuya değil, matematiğe çalışırsanız başarılı olursunuz. Sadece türeve çalışmak matematiğe çalışmaktan farklıdır. Türeve çalışan bir öğrenci, türevin bağlantılı konuları olan, limit ve dizilere de çalışırsa, işte o zaman matematiğe çalışmış demektir. İşte o zaman yaptığı çalışma, matematiği öğrenme çalışması demektir.”

SORU ÇÖZEN MATEMATİKÇİYİ SEYRETMEK

Öğrenciye sürekli matematik sorusu çözmek ve öğrenciye hiç kalemi veya tebeşiri verip soruyu kendi kendisine, zorlanarak, yanılarak çözmesine ortam hazırlamamak, bir matematik ders ortamı olduğu ve bir matematik dersi yapıldığı anlamına gelmez.

Bu olsa olsa, kulağa hitap eden bir matematik konseri veya matematik gösterisi olur.

Öğrenci matematik çözen hocayı seyrederek asla matematik öğrenemez. Tıpkı futbol maçı izlemekle futbol oynamanın öğrenilemeyeceği gibi.

İnsan beyni “duyduğu zaman değil, yaptığı zaman öğrenen” bir organdır.

Unutulmamalı ki, matematik öğrenmek, hatta bütün dersler için geçerli olan öğrenmelerde “bir anlatan ile bir dinleyenin” yan yana gelmesi bir öğrenme sonucu doğurmaz.

Eğer anlatan ile dinleyenin aynı ortamda bulunması öğrenmeye yol açsaydı, bugün eğitim ve öğrenme dünyanın en kolay ve masrafsız işi olurdu.

Ailelerin şunu hiç unutmaması ve öğrencilerin de yine bu kuralı asla ihlal etmemesi gerekmektedir ki, sürekli ders dinleyerek, hiç kendi başımıza, öğretmenden uzak bir noktada, evde çalışma yapmadan sınavlara hazırlanmak asla başarı getirmeyecektir.

Öğretmeniniz hep soru çözen değil, yol gösteren, sizin kendi kendinize soru çözmenizi sağlayan bir uzman olmalıdır. Buna dikkat ediniz yeter.

Hoşça kalınız.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir