AİLELERİN REKABETİ

Ülkemizde yapılan ulusal nitelikli giriş sınavlarının etkisiyle, rekabet ve aile kavramları iç içe girmiş durumda.

Önce öğrencilerin birbirleri ile rekabeti vardı, buna sonra kurumlar katıldı, sonra da aileler bu rekabetin içerisine girdi. Bu son aşamaya gelinmesi, “rekabet için hırslanmak” gibi bir sonuç ortaya çıkardı ki, sorun da tam bu noktada başladı.

Bazı aileler, çocuklarını hırslandırmak için onlarda rekabet psikolojisiyaratmaya çalışırken, bazıları da, rekabet psikolojisi artsın diye öğrencileri hırslandırmaktadır. Amaç ne olursa olsun, aileler artık, rekabet ve hırs psikolojisini yan yana getirmeye çalışmaktadırlar.

Rekabet kendi sınırları içerisinde kaldığı sürece çok faydalı olan bir psikolojidir. Bunu aşırı düzeye getirmek, hırsa kapılmak anlamına gelir ki, bu da öğrencinin asıl ulaşmak istediği amaçtan uzaklaşarak, kişilere, küçük olaylara takılıp kalmasına yol açacaktır.

Öğrenciyi rekabete sürükleyen etkenler çok doğaldır. Çünkü, hedefe doğru yürüyen ve bazı öğrencileri geride bırakmak zorunda olan odur. Bu psikolojiyi birebir yaşadığı için, rekabet ve yarışma sınavları, daha doğrusu sıralama sınavları niteliğini taşıyan durumlarda, o sınavın içinde zaten vardır.

İşte bu “sınavın içerisinde zaten var olmak” rekabetin doğallığının da kanıtıdır. Öğrenci, arkadaşları, hedefi ve sınav kavramlarının arasına başka unsurlar karışmadığı sürece rekabet, hırs kavramının içinde eriyerek zararlı boyuta ulaşma gibi bir sonuç doğurmaz.

Rekabetin doğasını bozan ilk olay, liselere ve üniversitelere giriş için yapılan ulusal nitelikli sınavlarda özel kurs veren kurumların, birbirleri ile rekabeti olmuştur. Kurumlar, bu rekabeti öğrenci başarısı üzerinden yaptıkları için, öğrenciyi, çeşitli yöntemler uygulayarak rekabete zorlamaktadırlar.

Öğrencilere, öncelikle kurum içerisi rekabet katılmakta daha sonra da ilçe, il ve ülke geneli yapılan sınavlara katılarak, rekabetin kapsamını arttırmaktadırlar.

Ailelerin de rekabete katılmasında, kurumların rekabet psikolojisinin çok büyük bir etkisi olmuştur.

Öğrenci rekabetinin doğasını tamamen değişime uğratan ikinci olay ise, rekabete ailelerin katılmasıdır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken nokta, rekabete ailelerin katılımı, öğrenci üzerinden birbirleri ile rekabet etmeleri şeklinde ortaya çıkmıştır.

Yani ailelerin birbiri ile rekabeti çocuğun eğitimi düzeyinde devam etmiştir. Bu psikolojik açıdan çocuk için çok zor bir durumu da beraberinde getirmiştir. Çünkü, çocuğun sınavdaki yenilgisi ailenin de yenilgisi gibi algılanmıştır. Doğal olarak da, çocuğun bunu taşıyabilmesi mümkün olamamıştır.

Araştırma ve gözlemlerimde ailelere verdiğim sınav sonuçlarında, ailelerin kendi çocukları kadar, bazı çocukların sonuçlarıyla da ilgilendiklerini gördüm.

Çünkü aile, kendisini, diğer ailelerin çocuklarının nasıl bir sonuç elde ettiğine odaklamıştır. Bunun nedeni de, ailelerin kendi üstün özelliklerini çocukları üzerinden herkese ilan etmek istemeleridir.

“Benim çocuğum, senin çocuğunu geçer” şeklinde mizahi bir şekilde ifade edeceğimiz bu durum, yukarıda da belirttiğimiz gibi ergenlik çağını yaşayan ve bir yığın içsel ve çevresel sorunlarla uğraşan öğrenciyi çok fazlasıyla hırpalamaktadır.

Ailelerin rekabeti, öğrenciye sığınacağı, kendisini huzurlu hissedeceği son noktayı da rekabet alanına çevirdiği için, psikolojik açıdan çok tehlikeli sonuçlar meydana getirmektedir. Böyle bir durumda, çocuk, duygusal doyuma ulaşamayacağı için, bir takım psikolojik rahatsızlıklara da sürüklenebilmektedir.

Rekabet içerisine giren aile, çocuğa, duygusal mesajlar veremez. Çocuk kendisini, bal yapması beklenen bir arı gibi hissetmeye başlar. Ailelerin ona, “her koşulda yanındayız, seni başarılı olacağın için değil, çocuğumuz olduğun için seviyoruz” demeleri, öğrenciyi inandırmaya yetmez.

Çünkü, ailenin rekabetçi tavrı, bu sözlerinden daha baskın olduğu için çocuk tarafından sadece rekabet algılanır.

Bir öğrenci bana şunları anlatmıştı: “Ailem için en iyi haber, iyi sınav sonucunu onlara duyurmak. Ben çok sevindiğim ve sınav sonucu ile ilgili olan bir şeyi, onlarla paylaştığımda beni dinlemiyorlar, benimle birlikte sevinmiyorlar. Oysa, matematik netimdeki küçük bir artışı dahi benimle sevinçle paylaşıyorlar. Kendimi ürün versin diye özenle bakılan elma ağacına benzetiyorum. …”

Bu öğrencinin haykırışından, beyin süzgecimize takılan en önemli veri anne ve babanın, çocuklarına koşulsuz sevgiyi hissettirememeleridir. Çocuklarının eğitimi ile ilgilenen, ondan iyi ders notları bekleyen her aile için geçerli değildir bu. Rekabetin aile içerisinde sızıp, hırsa dönüşmesi, bütün bu kötü sonuçları meydana getirmektedir.

Ailelere önerimiz; bırakınız çocuklar kendi aralarında rekabet etsinler. Sizler karışmayın, bilgi toplamayın. Sadece çocuğunuzun puanları ve sınav sonuçları ile ilgilenin.

Süleyman BELEDİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir