ÖNCE HIZ MI? YOKSA ÖNCE DOĞRU ÇÖZÜM MÜ ÖNEMLİ? “İLK GETİRENE BEŞ YILDIZ VAR!”

Uyarımız anne babalardan çok öğretmenlerimize. İlköğretim birinci sınıftan başlayarak, sınıfta sorulan sorulara ilk önce cevap verenler hep ödüllendirilir.

Öğretmenimiz her zaman ilk parmak kaldırana söz hakkı verir. Problemi ilk önce çözen üç yıldızı, beş yıldızı alır.

Hep aferinler, artılar, alkışlar ilk önce yapanın olur. Sonra yapan, ilk önce yapanla aynı sonucu bulsa da hızdan kaybettiği için fırsatı kaçırmış sayılır. Bulduğu sonuç doğru olsa da ilk önce yapanınki kadar değer taşımaz.

Daha sonra bu durumu fark eden diğer çocuklar da uyanırlar. İlk önce yapan olabilmek için hızlanırlar. Derken sınıfta ilk önce yapanların sayısı da artmaya başlar.

Artık iş inada binmiş, yarışa dönüşmüştür. Öğretmenimizin sorusu henüz bitmeden, soruyu tam dinleyip, anlamadan parmaklar kalkmaya başlar.

Ancak, gelen yanıtlar can sıkıcıdır. Çok bildik, tanıdık, kolay sorulara bile aceleyle yanlış yanıtlar verilmektedir.

Öğretmenimiz şaşkın durumdadır. Belki de hiç farkında olmadan, ilk kez hızı değil, doğru sonucu aramaktadır. Artık çocuklarımıza soruyu iyi okumalarını, dikkatli olmalarını, acele etmemelerini söylemektedir. Ancak, çocuklarımızın içinde ilk çözen ben olayım hırsı alev alev yanmaktadır.

Başlangıçta hızın teşvik edilmesi, sorunun ağızdan çıkar çıkmaz yanıtlanmasının beklenmesi, yani “leb demeden leblebinin anlaşılması” beklentisi, bu şekilde verilen yanıtların daha makbul sayılması, aileden, çevreden, öğretmeninden daha çok takdir görmesi, soruyu anlamadan aceleyle cevap verme alışkanlığının yerleşmesine neden olmaktadır.

Daha sonraki dönemlerde çocuğumuzun bu alışkanlığını genel sınavlarda da sürdürmesi, sorunu daha da büyüterek içinden çıkılmaz hale koymaktadır.

Bu kez uyarılar yerini tepkilere ve eleştirilere bırakmaktadır. Ulaştığımız bu noktada doğruluk, hıza feda edilmiştir. Artık kendi başlattığımız yangını söndürebilme telâşı ile çareler aramaya başlarız.

Gerçekten de çocuklarımız sorulara yanıt verme konusunda son derece aceleci davranmaktadırlar. Bu davranışın oluşmasında tek etken bu olmamakla birlikte öğretmenlerimizin uygulamalarının teşvik edici olması bakımından etkili olduğunu düşünüyoruz.

Evde anne-babalar, okulda öğretmenlerimiz çocuklarımızla bu türden soru-yanıt ya da problem çözme çalışmaları yaparken hızı değil, doğru ve kurallı çözümü teşvik etmelidirler.

Bu amaçla sınıfta yapılan çalışmalarda, sorulan sorulara yanıt verme hakkını ilk önce parmak kaldırana verme uygulamasından özellikle kaçınılmalıdır. Her fırsatta amacımızın ilk önce çözmek değil, doğru ve kurallı biçimde çözmek olduğu hatırlatılarak, hızdan çok dikkat ve doğru çözüm ön plana çıkarılmalıdır.

Sınıfta yapılan problem çözme etkinliklerinde, soruyu ilk önce çözeni alkışlatmak, onurlandırıcı ifadeler kullanmak, defterine üç, beş yıldız atmak, notla değerlendirmek ya da artı vermek gibi teşvik edici uygulamalardan özellikle kaçınılmalıdır.

Öğretmenimizin büyük bir iyi niyetle yaptığı bu uygulamalar, sınıfta yalnızca üç-beş öğrencinin gönlünü hoş etmekte, ancak, sınıfın büyük çoğunluğunu hızlı çözüm yapmaya yönelterek önemli bir eğitim probleminin oluşmasına neden olmak­tadır. Unutmayalım! Çocuklarımızdan öncelikle beklenen davranış, hızlı çözmeleri değil, doğru çözmeleri olmalıdır. 

Hoşça kalınız. 

Hidayet BELEDİOĞLU